İstanbul Film Festivali'nin Yeni Bakışlar kapsamında gösterilen bir film. Malumunuz, Yeni Bakışlar seçkisine ilk ya da ikinci filmini çeken yönetmenler kabul ediliyor. Bu film de Elif Eda Hanımın ilk uzun metrajlı filmi olarak seçkiye dâhil olmuş. Annesiyle babasını bir trafik kazasında aniden kaybeden on iki yaşındaki İrem, yarı-endüstriyel bir süt çiftliği işleten büyükannesinin yanına taşınır. Çiftlikte, daha fazla süt elde etmek için yeni doğan buzağıların annelerinden rutin olarak ayrıldığını fark eder. Bu durum İrem’i derinden rahatsız eder ve onu, çiftliğin veterinerinin yanında çırak olarak çalışan yetim Halid’in desteğiyle, küçük ama kararlı bir adım atmaya yönlendirir: Hamile inekleri, doğumdan sonra yavrularıyla kalabilsinler diye özgürlüklerine kavuşturmak.
Elif Eda Hanım ilk filmi için kayıp ve yas temalarını, kaybın yarattığı travmayla başa çıkmaya çalışanların hikâyelerini anlatmayı seçmiş. Bu hemen hepimizin bağ kurabileceği bir tema aslında. Hemen herkes hayatında sevdiği birini kaybetmiştir çünkü. Film aslında fena değil ancak ilk film olmanın verdiği bir toyluk da var. Annesini bir kazada kaybeden kızın, yavru inekleri anneleriyle bir araya getirmeye çalışması hem biraz klişe kaçabilir hem de İrem'in çocuk aklıyla açıklanabilir belki ama olgun bir sinema diliyle açıklanamaz. Yani yılların yönetmeni, mesela bir Nuri Bilge Ceylan ya da ne bileyim bir Zeki Demirkubuz bu filmi bu şekilde anlatmazdı, ama dediğimiz gibi, bu film Elif Eda'nın ilk uzun metrajlı filmi ve yönetmenin sinema dili olgunlaştıkça daha iyi filmler ortaya koymaması için hiçbir neden yok. Bu temayı işleyen çok daha iyi, çok daha rafine işler olduğunu biliyoruz ancak yine de ilk filmini çeken Elif Eda Hanım'a haksızlık etmemek ve kendisini takip listemize almakta fayda var. Filmi Atlas Sineması'nda izledik ve filmden sonra yönetmen, oyuncu kadrosu ve teknik kadroyla birlikte sahneye çıkıp; seyircilerin sorularını yanıtladı. Söylediği şeylerden biri oldukça dikkat çekiciydi. Tüm eş, dost ve arkadaş çevresine rağmen, insanların herhangi bir yere ya da birine ait olmadığını, tüm bunlara rağmen bir yalnızlık içinde yaşadığını ve filminde de bunu anlatmaya çalıştığını ifade edince salonda alkış koptu. Oldukça derin laflar bunlar. İleride Elif Eda Hanım'dan daha derinlikli filmler beklememiz için bir neden daha. Kendisini tebrik ediyor, yeni filmler çekmesi dileğiyle kariyerinde başarılar diliyorum.
