[İNCELEME] Viskningar Och Rop [Çığlıklar ve Fısıltılar] (1972) - Ingmar Bergman

Kullanıcı avatarı

Konu yazarı
byKush
Yönetmen
Mesajlar: 1294
Kayıt: 27 Ağu 2024
Tepkiler puanı: 71
Şehir: Ankara
Ruh Hali:
İletişim:

[İNCELEME] Viskningar Och Rop [Çığlıklar ve Fısıltılar] (1972) - Ingmar Bergman

Okunmamış mesaj gönderen byKush »




Ingmar Bergman’ın 1972 yılında senaryosunu yazıp yönettiği Çığlıklar ve Fısıltılar (Viskningar Och Rop) filmi, sinema tarihinde sembolizmin ve görsel anlatımın şüphesiz en güçlü örneklerinden biri olarak kabul ediliyor. Filmin merkezinde ölüm, acı, suçluluk ve bastırılmış arzular var, ve Bergman bunları yalnızca diyaloglarla değil, renkler, sessizlikler ve kamera hareketleriyle de anlatıyor.
Resim
Filmin her sahnesinde hissedilen sembolizm etkilerinin en barizlerinden bahsetmek gerekirse;
  • Film boyunca baskın olan kırmızı ton, hem kanı hem de içsel acıyı simgeler. Aynı zamanda karakterlerin ruhsal dünyalarının boğucu atmosferini yansıtır.
  • Evdeki kırmızı odala karakterlerin iç dünyalarının kanlı ve boğucu atmosferini yansıtır. Aynı zamanda rahim sembolizmiyle ilişkilendirilir; yaşam ve ölüm arasındaki geçişi temsil eder.
  • Filmdeki uzun sessizlikler, söylenemeyenlerin ağırlığını hissettiriyor. Bu sessizlikler, fısıltılardan daha güçlü bir anlatım aracıdır. Filmin adındaki “Fısıltılar”, bastırılmış duyguların ve söylenemeyen gerçeklerin metaforu iken, “Çığlıklar” ise bu bastırılmışlığın patlamalarını temsil ediyor.
  • Ayna karşısındaki yüzleşmeler, karakterlerin aynaya bakışları, kendi içsel suçluluklarıyla ve bastırılmış arzularıyla yüzleşmelerini sembolize ediyor. Bergman sık sık karakterlerin yüzlerini yakın planlarda gösteriyor. Bu da; ruhun çıplaklığını ve içsel hesaplaşmayı sembolize ediyor.
Resim
  • Agnes’in ölüm döşeği sahnesinde kullanılan kırmızı fon, hem yaşamın son buluşunu hem de içsel acının yoğunluğunu simgeliyor. Agnes’in çığlıkları, bastırılmış duyguların en çıplak haliyle dışa vurumu olarak sembelize edilmiş.
  • Agnes'in öldükten sonra yataktaki görüntüsü, bir yandan gömülmeye hazırlık gibi hissedilse de bir yandan da bebek gibi giydirilmiş olması yeniden doğumu simgeliyor. Aynı zamanda karakterlerden Anna'nın Agnes'i kaybettiği küçük kızının yerine koyuşunu simgeliyor.
  • Hizmetçi Anna’nın şefkati ve Agnes’e gösterdiği fiziksel yakınlık, anne şefkatini ve saf sevgiyi temsil ediyor. Bu sahne, Bergman’ın “insan sıcaklığı” ile “soğuk aristokratik mesafe” arasındaki kontrastını vurgulayan etkileyici bir anlatımı barındırıyor.
Resim
Filme ayrıca sinematografik gözle bakarsak;
  • Bergman, yakın plan kullanımında karakterlerin yüzlerini neredeyse rahatsız edici derecede uzun süre ekranda tutar. Bu, izleyiciyi duygusal bir sorgulamaya zorlar. Bu filmde de karakteristik tarzının değiştirmemiş.
  • Filmin renk paleti de özenle seçilmiş. Filmin görsel dünyası kırmızı, beyaz ve siyah kontrastları üzerine kurulu. Beyaz saflığı ve ölümü, kırmızı tutkuyu ve acıyı, siyah ise bilinmezliği çağrıştırıyor.
  • Kamera hareketleri ise minimalist ama etkili. Kamera çoğu zaman sabit kalıyor ki; bu da izleyicinin, karakterlerin içsel çatışmalarına kilitlenmesine olanak sağlıyor.
Resim
Filmi yeni yada yeniden izleyeceklere tavsiyem;
  • Yüzlere odaklan: Bergman’ın yakın planları, karakterlerin ruhsal çıplaklığını gösterir. Bu bakışların ardındaki duyguları okumaya çalış.
  • Renk kontrastlarını fark et: Beyaz sahneler genellikle ölüm ve saflıkla, kırmızı ise acı ve tutkuyla ilişkilidir.
  • Sessizlikleri dinle: Filmdeki sessizlikler, aslında en yüksek sesli çığlıklar gibidir.
İnanın bu detaylara dikkat ederek filmi izlediğinizde, Bergman’ın yalnızca bir hikâye anlatmadığını; insan ruhunun en derin çatışmalarını görsel bir şiirle aktardığını daha güçlü hissedeceksiniz.
Resim
Son söz olarak filmde en beğendiğim nokta, onun yalnızca bir hikâye anlatmaması; aynı zamanda insan ruhunun en karanlık köşelerine bir yolculuk sunması oldu. Bilindiği üzere Bergman’ın sineması, izleyiciyi rahatsız eder ama aynı zamanda büyüler. Bu sebeple bence; Çığlıklar ve Fısıltılar, sinemanın yalnızca görsel bir sanat değil, aynı zamanda ruhsal bir deneyim olduğunu kanıtlayan bir başyapıt.


* Ohooo vizontele daha çok yanar oglum; sinemaya benzer mi? Ben en çok sinemayı severim, sinema başka bi'şey.
Cevapla
  • Benzer Konular
    Cevaplar
    Görüntüleme
    Son mesaj