Reklam engelleyici tespit edildi: Web sitemiz, ziyaretçilerimize çevrimiçi reklamlar gösterilerek ayakta kalmaktadır. Lütfen web sitemizde reklam engelleyicinizi devre dışı bırakarak bizi desteklemeyi düşünün.
Martin Scorsese yine yapmış yapacağını. Amerikan tarihinin pis noktalarından birini daha beyaz perdeye aktarmış. Leonardo DiCaprio bence rolünün hakkını vermiş; bazı zamanlarda Robert De Niro 'nun iki rolde oynamış olabileceğini hissettirdi demek abartılı olmaz sanırım.
Gerçek olaylardan alınan film Osage kızılderililerinin sahip olduğu petrol haklarına çökmeye çalışan "Amerikalı"ların bu uğurda gözlerini kırpmadan insanları öldürmelerini konu alıyor.
Sessiz, sakin ve kendi halinde bir festival filmi havasında… Oyuncu kadrosu fena değil, hikayesi tatlı bir yapım. Pazar günü iyi gitti diyebilirim. İnsana dair filmlerden…
Aşırı temposuz, germeyen, korkutamayan ama oldukça sıkan bir yapım! Korku filmi değil de uyku filmi demek daha doğru olur sanırım, izlerken uyumamak için insan zorluyor kendini zira!…
Savaş filmleri içerisinde farklı bir yere konabilir bir film. Savaşın o sert yapısı içerisinde yumuşak, insanca duyguların da yer aldığını hatırlatıyor.
Christopher Nolan beklentimin üzerinde bir filme imza atmış. Askere gitmeden bir gün önce izlediğim Er Ryan'ı Kurtarmak'dan sonra hiç bir savaş filmini böyle heyecanla izlediğimi hatırlamıyorum.
Aynı sahnenin farklı karakterlerin gözünden yeniden yeniden aktarılması, savaşın en doğal ve insancıl dıygusu "korku"nun bu kadar doğal verilmesi çok başarılıydı.
Christopher Nolan kafa karıştırmayı seviyor. Aynı sahneyi farklı gözlerden göstermek imzası olmuş artık. Sinematografiyi tamamlamaya sanırım 2 yada 3 film kaldı.
Çok ama çok karmaşık olmasına rağmen tek solukta bitti.
Nolan filmografisinden epik bir yolculuğa çıktığını görmek beni mutlu etti. Bildiğimiz bir öyküyü mitolojik ögeler ike Mükemmel bir uyuma kavuşturmuş. IMAX tartışmaları bir yana sinemada izlenmesi gereken bir yapımdı.
Anlatımı, ambiyansı bana Kuzeyli filmini anımsattı! İlk 40 dakika civarı sert ve kanlı sahneler mevcut, sonrası ise ağır dram içeriyor. Fazla uzatılmış bence özellikle dram kısmı daha kısa tutulabilirdi. Oyuncu kadrosu çok iyi ama film herkese hitap etmez. Şarkılar ya da ağıtlar diyeyim çok etkileyiciydi! Görselleri çoğu zaman güzeldi, tabi aşırı karanlık sahneler hariç…
Birkaç hafta önce, iç daralması yaşadığım bir günde şu filmin vizyonda olduğunu gördüm. Zaten birçok sinema platformunda çokça tanıtımı yapıldığı ve beğenildiği de dikkatimi çektiğinden, izleyeceğim gerilim-korku türü bir filmin benim üzerimde ki o gerginliği bastıracağını hissederek biletimi aldım ve filme girdim. (Bu arada ben normalde korku türü izlemem, hiç de sevmem, oldukça da olumsuz etkilenirim.)
Yönetmen ve senaristliğini Curry Barker'ın üstlendiği 2026 yılı yapımlı ve çok düşük bütçe ile çekildiği anlatılan filmin türü Gerilim Korku olup gayet dozunda, abartısız ve bulantısız izledim diyebilirim. Konusu oldukça sıradan gibi görülse de film, ciddi anlamda rahatsız edici duygusal gerilim yaratıyor.
Bear isimli genç bir çocuğun uzun zamandır umutsuz bir aşk duyduğu Nikki adında ki kıza, Tek Dilek Söğüdü'nü kullanarak hayalini kurduğu romantik fanteziyi ("-bu dünyada en çok sevdiği ben olayım.") gerçekleştirmesiyle ortaya çıkan korkunç sonuçları ve Bear'ın dileğin neticelerinden kurtuluş mücadelesini anlatıyor.
Film acele etmeden ilerleyen ancak diken üstünde bekleten haliyle tatmin ediciydi.
Korku ve gerilim türüne hiç hakim olmamakla birlikte izlemekten pişman olmadım diyebilirim.
Emily Blunt’ın fragmandaki sahnesi ve sonları güzeldi. Ama geneli matrix ile x files karışımı bir yapımdı. Colin Firth yerine Michael Sheen cuk olurdu bence… İzlenir bir yapım ancak hayal kırıklığı yaratmaya müsait diyebilirim!