Oldies But Goldies

Sinemayla dolup taşan muhabbetler için bu başlığı kullanabilirsiniz.
Kullanıcı avatarı

Konu yazarı
byKush
Yönetmen
Mesajlar: 1548
Kayıt: 27 Ağu 2024
Tepkiler puanı: 285
Şehir: Ankara
Ruh Hali:
İletişim:

Oldies But Goldies

Okunmamış mesaj gönderen byKush »

Evet eskiler; ama kesinlikle sinema sanatının hakkını veriyorlar.

Bu listede Eskinin Unutulmaması Gereken Filmleri yer alsın. Hepimizin eskisi başka yıllara denk geldiğinden güzel bir liste oluşacağına inanıyorum.

Ricam yine aynı; bir günde ve bir kerede onlar film listeleyip bir daha uğramamak yerine günden güne en fazla 2-3 film ile katkı sağlamanız...

Bugün "dün ne izlenirdi"yi hatırlatırken, yarına "bugün ne izlendi"yi bırakmak maksat...

:-({|=
* Ohooo vizontele daha çok yanar oglum; sinemaya benzer mi? Ben en çok sinemayı severim, sinema başka bi'şey.
Kullanıcı avatarı

Konu yazarı
byKush
Yönetmen
Mesajlar: 1548
Kayıt: 27 Ağu 2024
Tepkiler puanı: 285
Şehir: Ankara
Ruh Hali:
İletişim:

Oldies But Goldies

Okunmamış mesaj gönderen byKush »




1922 yapımı Nosferatu, eine Symphonie des Grauens, sinema tarihinin en önemli ve etkileyici korku filmlerinden biri bence. F.W. Murnau’nun yönettiği, Bram Stoker’ın Dracula romanından esinlenerek vampir mitini beyazperdeye taşıyan ilk yapımlardan biri olarak kabul ediliyor. Gotik atmosferi, çarpıcı görsel dili ve Max Schreck’in ürkütücü performansı ile izleyiciyi hâlâ büyülemeyi başarır. Eğer sinemanın köklerine inmek, korku türünün nasıl şekillendiğini görmek ve gerçek bir klasikle tanışmak isterseniz, Nosferatu kesinlikle izlemeniz gereken bir başyapıt. Unutmadan; yapım yılı nedeniyle bu başyapıtın sessiz film olduğunu hatırlatmam gerekiyor.

Ayrıca meraklısına bir de not:

2000 yapımı Shadow of the Vampire (Vampirin Gölgesi filmi, 1922 tarihli Nosferatu, eine Symphonie des Grauens’un çekim sürecini kurgusal bir şekilde anlatan ve oyuncu kadrosunda Willem Dafoe ile John Malkovich gibi ünlü isimlerin yer aldığı bir film. Bu filmde Dafoe, gerçek bir vampir olduğu ima edilen Max Schreck’i canlandırıyor.
Bul filme farklı bir bakış sağladığı için onu da ilave tavsiye olarak eklemekte sakınca yok bence.



:-({|=
* Ohooo vizontele daha çok yanar oglum; sinemaya benzer mi? Ben en çok sinemayı severim, sinema başka bi'şey.
Kullanıcı avatarı

svsknr
Yönetmen
Mesajlar: 2006
Kayıt: 24 Ağu 2024
Tepkiler puanı: 464
Şehir: Edirne
Ruh Hali:
İletişim:

Oldies But Goldies

Okunmamış mesaj gönderen svsknr »



Benim "eskim" anca bu kadar :langue: ama neden bilmem, her izlediğimde tuhaf bir huzur veriyor. Evet, doğru okudunuz; tıpkı sevdiğiniz bir şarkıyı defalarca dinlediğiniz gibi, ben de bu filmi defalarca izledim ve defalarca daha izleyeceğim. :-({|=
Ve yırtılmış bir tül gibi, savrulup duruyor zaman...
Kullanıcı avatarı

denisilin
Editör
Mesajlar: 1246
Kayıt: 19 Eyl 2024
Tepkiler puanı: 669
Şehir: Kocaeli
Ruh Hali:

Oldies But Goldies

Okunmamış mesaj gönderen denisilin »




Rahmetli babamla dükkanı kapatmışız, gömlekçiydi kendisi… Eski reji sokağında kaptan amcadan dondurmayı paket halinde almışız. Eve geçip bu filmi izlemişiz, şimdi hayal gibi ama neredeyse 35-40 sene olmuştur!
Dolce far niente…
Kullanıcı avatarı

Konu yazarı
byKush
Yönetmen
Mesajlar: 1548
Kayıt: 27 Ağu 2024
Tepkiler puanı: 285
Şehir: Ankara
Ruh Hali:
İletişim:

Oldies But Goldies

Okunmamış mesaj gönderen byKush »




Sinemda izlediğim ilk filmlerden. Senaryo ve dekorun başarısı kadar oyunculuğun muhteşemliği bu gün bile aklımda...

1973 yapımı Papillon, Steve McQueen ve Dustin Hoffman’ın başrollerini paylaştığı, gerçek bir kaçış hikâyesine dayanan unutulmaz bir film. Fransız Guyanası’ndaki acımasız hapishane koşullarında özgürlük mücadelesini anlatırken, dostluk ve insan iradesinin gücünü etkileyici şekilde ortaya koyuyor. Eğer hem sürükleyici bir macera hem de derinlikli bir karakter hikâyesi arıyorsanız, Papillon; sizi içine çeken atmosferi ve unutulmaz performanslarıyla kesinlikle izlenmeye değer.
:-({|=
* Ohooo vizontele daha çok yanar oglum; sinemaya benzer mi? Ben en çok sinemayı severim, sinema başka bi'şey.
Kullanıcı avatarı

Konu yazarı
byKush
Yönetmen
Mesajlar: 1548
Kayıt: 27 Ağu 2024
Tepkiler puanı: 285
Şehir: Ankara
Ruh Hali:
İletişim:

Oldies But Goldies

Okunmamış mesaj gönderen byKush »




Konusu bir yana; muhteşem müzikleri ile beynime kazınmış bir başka film. Sinemanın büyülü gücü bu olsa gerek. Aradan geçen 45yıla rağmen ana tema müziği eşliğinde kumsalda yapılan koşu sahnesi halen dün gibi hafızamda...

:-({|=

* Ohooo vizontele daha çok yanar oglum; sinemaya benzer mi? Ben en çok sinemayı severim, sinema başka bi'şey.
Kullanıcı avatarı

Konu yazarı
byKush
Yönetmen
Mesajlar: 1548
Kayıt: 27 Ağu 2024
Tepkiler puanı: 285
Şehir: Ankara
Ruh Hali:
İletişim:

Oldies But Goldies

Okunmamış mesaj gönderen byKush »




Şüphesiz Orson Welles’in 1941 tarihli Citizen Kane filmi, sinema tarihinin en etkileyici ve yenilikçi yapıtlarından biri olarak kabul edilir. Gazete patronu Charles Foster Kane’in yükselişini ve yalnızlığını anlatan bu başyapıt, görsel anlatım teknikleri ve kurgusuyla dönemin ötesine geçerek modern sinemanın temel taşlarını oluşturmuş. Eğer güçlü bir karakter portresi, derin bir toplumsal eleştiri ve sinema dilinin sınırlarını zorlayan bir deneyim arıyorsanız, *Citizen Kane* mutlaka izlenmesi ve unutulmaması gereken bir film.
:-({|=
* Ohooo vizontele daha çok yanar oglum; sinemaya benzer mi? Ben en çok sinemayı severim, sinema başka bi'şey.
Kullanıcı avatarı

Konu yazarı
byKush
Yönetmen
Mesajlar: 1548
Kayıt: 27 Ağu 2024
Tepkiler puanı: 285
Şehir: Ankara
Ruh Hali:
İletişim:

Oldies But Goldies

Okunmamış mesaj gönderen byKush »




Eğer hem görsel olarak büyüleyici sahneler hem de derin bir duygusal hikâye arıyorsanız, Doktor Jivago tam da öyle bir film. Tarih, aşk ve dramın iç içe geçtiği film, sinema tarihinin en etkileyici klasiklerinden biri olarak mutlaka izlenmeli.
:-({|=
* Ohooo vizontele daha çok yanar oglum; sinemaya benzer mi? Ben en çok sinemayı severim, sinema başka bi'şey.
Kullanıcı avatarı

Konu yazarı
byKush
Yönetmen
Mesajlar: 1548
Kayıt: 27 Ağu 2024
Tepkiler puanı: 285
Şehir: Ankara
Ruh Hali:
İletişim:

Oldies But Goldies

Okunmamış mesaj gönderen byKush »



Eğer sinemanın altın çağından hem ruhunuzu dinlendirecek hem de yüzünüzde sıcacık bir tebessüm bırakacak bir klasik arıyorsanız, 1953 yapımı Roman Holiday (Roma Tatili) kesinlikle listenizin başında yer almalı.

Film, kraliyet sorumluluklarından bunalıp Roma sokaklarında sıradan bir gün geçirmek için kaçan bir prenses ile onun kimliğini fark eden Amerikalı bir gazetecinin tesadüflerle dolu hikayesini anlatıyor. Audrey Hepburn’e hak ettiği bir Oscar kazandıran o büyüleyici, çocuksu enerjisi ve Gregory Peck’in karizmatik beyefendiliği, aralarındaki ekran uyumunu kusursuz kılıyor.

​Siyah-beyaz sinemanın en zarif örneklerinden biri olan yapım, seyirciyi Vespa üstünde nostaljik bir Roma turuna çıkarırken, bir yandan da özgürlüğün, sorumlulukların ve zamansız bir aşkın buruk ama tatlı muhasebesini yapıyor. Günümüzün hızlı tüketen romantik komedilerinden sıkıldıysanız; samimiyeti, incelikli mizahı ve sinema tarihine geçen meşhur "Ağzı Açık Hakikat Duvarı" (Bocca della Verità) sahnesiyle Roma Tatili, kendinize verebileceğiniz en güzel iki saatlik ödüllerden biridir.
* Ohooo vizontele daha çok yanar oglum; sinemaya benzer mi? Ben en çok sinemayı severim, sinema başka bi'şey.
Kullanıcı avatarı

Konu yazarı
byKush
Yönetmen
Mesajlar: 1548
Kayıt: 27 Ağu 2024
Tepkiler puanı: 285
Şehir: Ankara
Ruh Hali:
İletişim:

Oldies But Goldies

Okunmamış mesaj gönderen byKush »



Süslü püslü stüdyo setlerine ihtiyaç duymadan, yalnızca insan kalbinin derinliğini anlatan alçakgönüllü bir başyapıt. Vittorio De Sica ve Cesare Zavattini, savaş sonrası Roma'sının enkazında, bir babanın ve oğlunun umut dolu arayışı üzerinden insanlığın ortak trajedisini sinema tarihine altın harflerle kazımışlar.

Yönetmen bu zamansız filmde, profesyonel oyuncuların yapaylığından uzak, sokağın yalın gerçekliğini ve yoksulluğun soğuk yüzünü gözler önüne seriyor. Antonio'nun çalınan bisikleti, aslında bir ailenin hayatta kalma umudunun simgesidir. Filmin en büyük gücü ise, çaresizlik ve ahlak ikilemi arasında ezilen bir babanın, oğlunun gözleri önündeki o sarsıcı insanlık sınavıdır. Savaş sonrası İtalya'da geçen bu eşsiz başyapıtın duygusal atmosferini daha yakından hissetmek için mutlaka izlenmesi gereken filmler listenizde yer almalı.

Sonunda adaletin ve umudun sokaklarda kaybolduğu o buruk final, sinemanın en vurucu sahnelerinden biri olarak hafızalara kazınmıştır. Tüm zamanların en iyi filmleri arasında gösterilen bu başyapıt, sinemanın gücünü sadece etkileyici bir görsel şölenden değil, en saf insani duyguları yansıtabilmesinden aldığının en büyük kanıtıdır.

:-({|=
* Ohooo vizontele daha çok yanar oglum; sinemaya benzer mi? Ben en çok sinemayı severim, sinema başka bi'şey.
Cevapla