Dijital Obez miyim?
Gönderilme zamanı: 09 Kas 2025

Dijital obezite, çok fazla dijital veriye maruz kalmak, phubbing ise insanlarla iletişim kurmak yerine mobil cihazlara yönelmek olarak tanımlanıyor. Her ikisi de sağlığımızı tehdit ediyor ve yaşam memnuniyetimizi azaltıyor.
Dijital Obezite” kavramı, ilk kez 2004 yılında Toshiba şirketi tarafından hazırlanan bir raporda, tüketicilerin ve kuruluşların dijital veri depolama eğilimindeki artışa dikkat çekmek amacıyla kullanıldı. Bu eğilim hem veri depolama alanı ihtiyacını hem de dijital verilerle geçirilen süreyi arttırıyor. Özellikle son yıllarda sunucu, depolama alanı, veri tabanı, ağ ve yazılım gibi bilgi işlem kaynaklarının çevrim içi ortamda sunulmasına karşılık gelen bulut bilişim teknolojilerinin sağladığı esneklik, erişilebilirlik ve verimlilik faydalı olsa da bunlar, veri güvenliği ile mahremiyet ihlalleri ve dijital bağımlılık gibi önemli riskleri de beraberinde getiriyor. Ayrıca bu veri yığınları, kullanıcıların bir daha bakmadığı dijital çöplüklere dönüşüyor.
Son 20 yılda “dijital obezite” yalnızca veri depolamayı değil, bireylerin dijital içeriklere kolay erişmesini ve bu içerikleri aşırı tüketerek bağımlılık geliştirmesini de kapsayan bir kavrama dönüştü. Dünya genelinde yapılan birçok araştırma, dijital obez sayısının endişe verici boyutlara ulaştığını ve bunun fiziksel, sosyal, psikolojik ve bilişsel gelişim üzerinde olumsuz etkiler yarattığını gösteriyor. Dijital obezite sağlık sorunlarına, örneğin kas- iskelet sistemi ağrılarına, göz hastalıklarına ve uyku bozukluklarına yol açabiliyor. Araştırmalar, dijital obezitenin ortaöğretim, lisans ve lisansüstü eğitimine devam eden bireyler arasında daha yaygın olduğunu ve bu bireylerde yaşam memnuniyetinin daha düşük olduğunu ortaya koyuyor.
Telefon anlamına gelen phone ve küçük görme anlamına gelen snubbing kelimelerinden türetilen phubbing ise dijital obezite ile ilişkilendirilen yeni bir kavram. Henüz Türkçeleştirilmediği için ülkemizde de bu şekilde kullanılan terim, mobil cihazlara aşırı odaklanma nedeniyle kişiler arası iletişimin gözardı edilmesi olarak tanımlanıyor. Bu davranış çoğu zaman saygısız, kaba ve sosyal açıdan uyumsuz olarak değerlendiriliyor. Phubbing sınıf ortamlarında, toplantılarda, kafelerde, seyahatlerde, ev ziyaretlerinde ve çocuklarla geçirilen zamanlarda sıklıkla görülüyor.
İlginç olan, bireyler bu davranışın olumsuz etkilerinin farkında olmalarına rağmen phubbing yapmaya devam ediyor. Gençler bu davranışı rahatsız edici bulsalar da, buna sıklıkla başvurduklarını belirtiyor. Pew Araştırma Merkezi'nin yayınladığı bir rapor, çocukların bile ebeveynlerinin yüz yüze iletişim sırasında telefon kullanılmasından şikâyetçi olduğunu gösteriyor.
DİJİTAL OBEZİTE VE PHUBBİNG İLE BAŞA ÇIKMAK İÇİN NE YAPILABİLİR?
Dijital obezite ve phubbing ile başa çıkmak için hem bireysel hem de toplumsal stratejiler geliştirmek gerekiyor. Bu stratejiler bağımlılık yaratan dijital uygulamalara karşı farkındalık oluşturmayı sosyal medya kullanırken zaman planlaması yapmayı ve çalışma ortamlarını dikkat dağıtıcı dijital unsurlardan arındırmayı kapsıyor. Bildirimleri sınırlandırmak, düzenli dijital molalar vermek, gereksiz uygulamaları silmek de bu konuda faydalı olabiliyor.
Dijital okuryazarlık da bu sorunlarla başa çıkma sürecinin önemli bir parçası olarak öne çıkıyor. Sadece dijital araçların kullanımı değil, bilgiye ulaşma, bilgiyi değerlendirme ve güvenli iletişim kurma gibi becerileri kapsayan bu yetkinlik, dijital obeziteyi önlemede belirleyici rol oynuyor.
Dijital Obezite” kavramı, ilk kez 2004 yılında Toshiba şirketi tarafından hazırlanan bir raporda, tüketicilerin ve kuruluşların dijital veri depolama eğilimindeki artışa dikkat çekmek amacıyla kullanıldı. Bu eğilim hem veri depolama alanı ihtiyacını hem de dijital verilerle geçirilen süreyi arttırıyor. Özellikle son yıllarda sunucu, depolama alanı, veri tabanı, ağ ve yazılım gibi bilgi işlem kaynaklarının çevrim içi ortamda sunulmasına karşılık gelen bulut bilişim teknolojilerinin sağladığı esneklik, erişilebilirlik ve verimlilik faydalı olsa da bunlar, veri güvenliği ile mahremiyet ihlalleri ve dijital bağımlılık gibi önemli riskleri de beraberinde getiriyor. Ayrıca bu veri yığınları, kullanıcıların bir daha bakmadığı dijital çöplüklere dönüşüyor.
Son 20 yılda “dijital obezite” yalnızca veri depolamayı değil, bireylerin dijital içeriklere kolay erişmesini ve bu içerikleri aşırı tüketerek bağımlılık geliştirmesini de kapsayan bir kavrama dönüştü. Dünya genelinde yapılan birçok araştırma, dijital obez sayısının endişe verici boyutlara ulaştığını ve bunun fiziksel, sosyal, psikolojik ve bilişsel gelişim üzerinde olumsuz etkiler yarattığını gösteriyor. Dijital obezite sağlık sorunlarına, örneğin kas- iskelet sistemi ağrılarına, göz hastalıklarına ve uyku bozukluklarına yol açabiliyor. Araştırmalar, dijital obezitenin ortaöğretim, lisans ve lisansüstü eğitimine devam eden bireyler arasında daha yaygın olduğunu ve bu bireylerde yaşam memnuniyetinin daha düşük olduğunu ortaya koyuyor.
Telefon anlamına gelen phone ve küçük görme anlamına gelen snubbing kelimelerinden türetilen phubbing ise dijital obezite ile ilişkilendirilen yeni bir kavram. Henüz Türkçeleştirilmediği için ülkemizde de bu şekilde kullanılan terim, mobil cihazlara aşırı odaklanma nedeniyle kişiler arası iletişimin gözardı edilmesi olarak tanımlanıyor. Bu davranış çoğu zaman saygısız, kaba ve sosyal açıdan uyumsuz olarak değerlendiriliyor. Phubbing sınıf ortamlarında, toplantılarda, kafelerde, seyahatlerde, ev ziyaretlerinde ve çocuklarla geçirilen zamanlarda sıklıkla görülüyor.
İlginç olan, bireyler bu davranışın olumsuz etkilerinin farkında olmalarına rağmen phubbing yapmaya devam ediyor. Gençler bu davranışı rahatsız edici bulsalar da, buna sıklıkla başvurduklarını belirtiyor. Pew Araştırma Merkezi'nin yayınladığı bir rapor, çocukların bile ebeveynlerinin yüz yüze iletişim sırasında telefon kullanılmasından şikâyetçi olduğunu gösteriyor.
DİJİTAL OBEZİTE VE PHUBBİNG İLE BAŞA ÇIKMAK İÇİN NE YAPILABİLİR?
Dijital obezite ve phubbing ile başa çıkmak için hem bireysel hem de toplumsal stratejiler geliştirmek gerekiyor. Bu stratejiler bağımlılık yaratan dijital uygulamalara karşı farkındalık oluşturmayı sosyal medya kullanırken zaman planlaması yapmayı ve çalışma ortamlarını dikkat dağıtıcı dijital unsurlardan arındırmayı kapsıyor. Bildirimleri sınırlandırmak, düzenli dijital molalar vermek, gereksiz uygulamaları silmek de bu konuda faydalı olabiliyor.
Dijital okuryazarlık da bu sorunlarla başa çıkma sürecinin önemli bir parçası olarak öne çıkıyor. Sadece dijital araçların kullanımı değil, bilgiye ulaşma, bilgiyi değerlendirme ve güvenli iletişim kurma gibi becerileri kapsayan bu yetkinlik, dijital obeziteyi önlemede belirleyici rol oynuyor.
Dijital obeziteyle mücadelede önerilen yöntemlerden biri de dijital detoks. Dijital detoks bireylerin belirli bir süre dijital cihazlardan uzak kalması olarak tanımlanıyor. Araştırmalar dijital detoksun depresyon belirtilerini azaltmada etkili olabileceğini gösteriyor.
Dijital detoks yalnızca tüm dijital cihazlardan uzak kalmak anlamına gelmiyor. Belirli uygulamaların (YouTube, Instagram, Sinetayfa
,TikTok vb.) veya iletişim yollarının (örneğin WhatsApp üzerinden sohbetin) kullanımına geçici olarak ara verilmesi de dijital detoks olarak değerlendiriliyor. Ancak bunların hepsinden bir süreliğine uzak kalmak da tercih edilebilir.
Kaynak: Bilim ve Teknik DergisiDijital detoks yalnızca tüm dijital cihazlardan uzak kalmak anlamına gelmiyor. Belirli uygulamaların (YouTube, Instagram, Sinetayfa