1994 yapımı Il Postino (The Postman), Michael Radford’un yönetmenliğinde hayata geçirilmiş unutulmaz bir film. Antonio Skármeta’nın Ardiente Paciencia adlı eserinden uyarlanan yapım, izleyiciyi Akdeniz’in küçük bir adasına götürüyor. Başrollerde Massimo Troisi, Philippe Noiret ve Maria Grazia Cucinotta yer alırken, Troisi’nin Mario Ruoppolo karakterine kattığı naiflik ve Noiret’in Pablo Neruda’ya verdiği bilgelik filmi derinleştiriyor.
Luis Enríquez Bacalov’un Oscar ödüllü müzikleri, Franco Di Giacomo’nun görüntü yönetimiyle birleşerek görselliğe şiirsel bir atmosfer kazandırmış. 108 dakikalık bu zarif film, ilk kez 1994 Venedik Film Festivali’nde gösterilmiş, Türkiye’de ise 5 Ocak 1996’da vizyona girmiş. Şiir, aşk ve insan ruhunun inceliklerini bir araya getiren Il Postino'nun, sinema tarihinin en dokunaklı eserlerinden biri olarak hafızalarda yerini aldığına eminim.

Film, sürgünde İtalya’nın küçük bir adasında sürgün hayatı yaşayan Pablo Neruda ile ona mektuplarını ulaştıran genç postacı Mario’nun hikâyesini anlatıyor. Film boyunca Mario, şiirle tanıştıkça dünyaya bakışı değişiyor. Bu sırada Neruda ile kurduğu dostluk, onun hem düşünsel hem duygusal gelişimini sağlıyor ve hızlandırıyor. Bir süre sonra Mario, şiirin gücünü kullanarak kasabanın güzel kızı Beatrice’in kalbini kazanmaya çalışıyor.
Filmin ana temalarına değinecek olursak;
- Şiirin dönüştürücü gücü
- Dostluk ve öğretmen-öğrenci ilişkisi
- Sıradan hayatın içindeki güzellikler
- Politik sürgün ve özgürlük arayışı
Bu arada hatırlatmadan geçemeyeceğim detaylardan birisi; Massimo Troisi, kalp rahatsızlığına rağmen filmi tamamlamış olması. Sanatçı maalesef çekimlerden kısa süre sonra hayatını kaybetmiş. İşte bu yüzden de film ona ithaf edilmiş. Güçlü oyunculuğu ile Philippe Noiret'in, Neruda karakterine derinlik ve bilgelik katmış olması herkesin kabul ettiği bir gerçek. Beatrice rolüne hayat veren güzel oyuncu Maria Grazia Cucinotta ise, filmin romantik boyutunu güçlendirmiş. Bu arada görüntü yönetmeni Franco Di Giacomo’nun Akdeniz kıyılarındaki büyüleyici manzaraları filme şiirsel bir atmosfer kazandırdığı gerçeğini bir kez daha belirtmekte fayda var.

Evet film Luis Bacalov'un besteleriyle En İyi Orijinal Müzik Oscar ödülünü almış ama En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Senaryo, En İyi Erkek Oyuncu dallarında Oscar adaylıklarını da gözardı etmemek lazım. Bu arada farklı festival ve etkinliklerde 31 ödül ve 20 adaylık gibi büyük bir başarıya da imza attığını unutmamak lazım.

Çekinmeden söyleyebiliriz ki film; şiir ve sinemanın birleştiği nadir eserlerden biridir. Neruda’nın dizeleri, Mario’nun hayatına anlam katarken izleyiciye de şiirin evrensel gücünü hatırlatır. Ve Troisi’nin erken ölümü, filmi daha da dokunaklı hale getirmiştir. Film bugün bile hâlâ, “şiirle hayat değişir mi?” sorusuna verilebilecek en güçlü sinemasal yanıtlardan biridir demek yanlış olmaz sanırım.

Kısaca söyleyebiliriz ki Il Postino, yalnızca bir aşk hikâyesi değil; şiirin insan ruhunu nasıl dönüştürebileceğini gösteren bir sinema şiiri, aynı zamanda şiirin ve dostluğun gücünü anlatan unutulmaz bir başyapıttır. Akdeniz’in dingin atmosferinde geçen film, Pablo Neruda ile sıradan bir postacının kurduğu bağ üzerinden izleyene hem romantizmi hem de insan ruhunun inceliğini hissettiriyorken, izleyen herkeste tatlı bir hüzün, derin bir hayranlık ve şiire karşı yeni bir merak uyandırıyor.
Eğer kalbinizde hem romantizme hem de edebiyata yer varsa, Il Postino mutlaka izlenmesi gereken bir film.