Bitirmesi zor, Unutmak imkansız...

Film incelemelerinizi ya da listelerinizi bu başlıkta paylaşabilirsiniz.
Kullanıcı avatarı

Konu yazarı
byKush
Yönetmen
Mesajlar: 1526
Kayıt: 27 Ağu 2024
Tepkiler puanı: 259
Şehir: Ankara
Ruh Hali:
İletişim:

Bitirmesi zor, Unutmak imkansız...

Okunmamış mesaj gönderen byKush »

İzlemesi gerçekten zor, ama zihne kazındığı için unutması imkansız...

Öyle filmler var ki; izlerken göğsünüze bir taş oturur. İçinizden bir ses "Keşke hiç başlamasaydım" diye fısıldar ama ekran başından da kalkamazsınız. Bir insanın adım adım dağılışına, derin bir kayba, büyük bir haksızlığa ya da hayatın o kaçamayacağımız soğuk gerçeklerine tanıklık edersiniz. Jenerik sessizce akıp giderken siz öylece ekrana bakar kalırsınız. Ne gözyaşı kalmıştır içinizde, ne de öfke... Sadece derin bir sessizlik.

İşte "çok iyi bir film" olmalarına rağmen hepimize "Harikaydı ama bir daha asla izleyemem" dedirten o eserler tam olarak böyle işler ruhumuza.

Peki ya senin kalbini sıkıştıran, "iyi ki izlemişim ama bir daha asla" dediğin o film hangisi?
* Ohooo vizontele daha çok yanar oglum; sinemaya benzer mi? Ben en çok sinemayı severim, sinema başka bi'şey.
Kullanıcı avatarı

Konu yazarı
byKush
Yönetmen
Mesajlar: 1526
Kayıt: 27 Ağu 2024
Tepkiler puanı: 259
Şehir: Ankara
Ruh Hali:
İletişim:

Bitirmesi zor, Unutmak imkansız...

Okunmamış mesaj gönderen byKush »

Benim için o film şüphesiz;


Gaspard Noé’nin zamanı geriye doğru akıtan o huzursuz edici kurgusuyla başlayan Irreversible (Dönüşsüz), insan ruhunu en karanlık ve savunmasız yerinden vurmayı başaran, izlemesi adeta fiziki bir acıya dönüşen bir başyapıt. Başındaki o rahatsız edici frekanstaki seslerden kameranın baş döndüren hareketlerine ve o meşhur, bitmek bilmeyen tünel sahnesine kadar her anıyla izleyicisini çaresiz bir klostrofobiye hapseder; ancak hikaye geriye doğru aktıkça, o korkunç yıkımın hemen öncesindeki neşeyi, aşkı ve masumiyeti göstermesi canı en çok yakan kısımdır. Kaçınılmaz felaketi bilerek o mutlu anlara tanıklık etmek ve "zamanın her şeyi yok ettiği" gerçeğiyle yüzleşmek, insanı jenerik bittikten sonra bile günlerce süren ağır bir kederin ve zihinsel bir yorgunluğun içinde bırakır.
* Ohooo vizontele daha çok yanar oglum; sinemaya benzer mi? Ben en çok sinemayı severim, sinema başka bi'şey.
Kullanıcı avatarı

Konu yazarı
byKush
Yönetmen
Mesajlar: 1526
Kayıt: 27 Ağu 2024
Tepkiler puanı: 259
Şehir: Ankara
Ruh Hali:
İletişim:

Bitirmesi zor, Unutmak imkansız...

Okunmamış mesaj gönderen byKush »

Bir diğer film hiç şüphesiz;


​Darren Aronofsky’nin o tedirgin edici kurgusu ve Clint Mansell’ın zihne kazınan müziği eşliğinde, dertlerinin dermanını yanlış yerlerde arayan dört insanın hayatlarının nasıl yavaş yavaş, göz göre göre parçalandığını izlemek tarif edilemez bir histi. Son 20 dakikasında ekrana bakarken hissettiğim o çaresizlik duygusunu çok az filmde yaşadım. Sinematografik olarak bir başyapıt ama ruhumu o kadar yordu ki, bir daha açıp izlemeye cesaretim yok.
:-({|=
* Ohooo vizontele daha çok yanar oglum; sinemaya benzer mi? Ben en çok sinemayı severim, sinema başka bi'şey.
Kullanıcı avatarı

Konu yazarı
byKush
Yönetmen
Mesajlar: 1526
Kayıt: 27 Ağu 2024
Tepkiler puanı: 259
Şehir: Ankara
Ruh Hali:
İletişim:

Bitirmesi zor, Unutmak imkansız...

Okunmamış mesaj gönderen byKush »



Adamı sebebi söylenmeden tam 15 yıl bir odaya kapatıyorlar, sonra pat diye sokağa salıyorlar; sonrasında başlayan o intikam ve gerilim süreci kelimenin tam anlamıyla insanı perişan ediyor. Sinematografisi, meşhur o tek çekim koridor dövüşü sahnesi falan zaten inanılmaz ama asıl olay senaryonun sizi adım adım sürüklediği o karanlık labirent. Suçluluk, ceza ve intikam kafasını öyle bir işlemişler ki finalinde resmen duvara çarpmışa dönüyorsun, zihnine çivi gibi çakılıyor film.

Sadece bir şey izlemiş olmuyorsun, bildiğin sarsılıyorsun.
:pleur2:
* Ohooo vizontele daha çok yanar oglum; sinemaya benzer mi? Ben en çok sinemayı severim, sinema başka bi'şey.
Kullanıcı avatarı

Konu yazarı
byKush
Yönetmen
Mesajlar: 1526
Kayıt: 27 Ağu 2024
Tepkiler puanı: 259
Şehir: Ankara
Ruh Hali:
İletişim:

Bitirmesi zor, Unutmak imkansız...

Okunmamış mesaj gönderen byKush »


* Ohooo vizontele daha çok yanar oglum; sinemaya benzer mi? Ben en çok sinemayı severim, sinema başka bi'şey.
Kullanıcı avatarı

Konu yazarı
byKush
Yönetmen
Mesajlar: 1526
Kayıt: 27 Ağu 2024
Tepkiler puanı: 259
Şehir: Ankara
Ruh Hali:
İletişim:

Bitirmesi zor, Unutmak imkansız...

Okunmamış mesaj gönderen byKush »


* Ohooo vizontele daha çok yanar oglum; sinemaya benzer mi? Ben en çok sinemayı severim, sinema başka bi'şey.
Kullanıcı avatarı

Konu yazarı
byKush
Yönetmen
Mesajlar: 1526
Kayıt: 27 Ağu 2024
Tepkiler puanı: 259
Şehir: Ankara
Ruh Hali:
İletişim:

Bitirmesi zor, Unutmak imkansız...

Okunmamış mesaj gönderen byKush »



Zihnim resmen paramparça oldu. Florian Zeller, demanstan muzdarip bir adamın dünyasını dışarıdan izletmek yerine, seyirciyi doğrudan o zihinsel karmaşanın ve kaybolmuşluğun tam ortasına bırakıyor. Anthony Hopkins’in oyunculuğu zaten insanüstü bir seviyede; mekânın, yüzlerin ve zamanın çaktırmadan değiştiği o sahne tasarımları sayesinde sen de karakterle birlikte neyin gerçek neyin yanılsama olduğunu şaşırıyorsun. Yaşlanmanın, hafızayı kaybetmenin ve bir insanın kendi gerçekliğinden kopmasının yarattığı o çaresizlik duygusu içini öyle bir acıtıyor ki, finalinde boğazın düğüm düğüm oluyor. Sinemada empati kavramını bu kadar sarsıcı ve dürüstçe işleyen çok az yapım var; izlerken ruhun parçalanacak ama mutlaka deneyimlemen lazım.
* Ohooo vizontele daha çok yanar oglum; sinemaya benzer mi? Ben en çok sinemayı severim, sinema başka bi'şey.
Kullanıcı avatarı

Konu yazarı
byKush
Yönetmen
Mesajlar: 1526
Kayıt: 27 Ağu 2024
Tepkiler puanı: 259
Şehir: Ankara
Ruh Hali:
İletişim:

Bitirmesi zor, Unutmak imkansız...

Okunmamış mesaj gönderen byKush »



İzledim ve göğsüme koca bir taş oturdu sanki. Lars von Trier, görme yetisini hızla kaybeden ve aynı kaderi yaşamasın diye oğlunun ameliyat parasını biriktirmeye çalışan Selma’nın hikayesini öyle yalın ama bir o kadar da acımasız bir gerçekçilikle anlatıyor ki, ruhun eziliyor. Björk’ün oyunculuğu ve müzikal sahnelerdeki o kaçış anları filme muazzam bir tezat katmış; hayatın o gri, soğuk acımasızlığından kaçmak için Selma’nın zihninde yarattığı melodiler izlerken içini titretiyor. İyiliğin, fedakarlığın ve çaresizliğin nasıl bu kadar trajik bir adaletsizlikle sonuçlanabildiğini görmek insanı mahvediyor. Finaline doğru bozulan sinirlerine hakim olmak neredeyse imkansız; hayatımda izlediğim en sarsıcı, en gözyaşı garantili tecrübelerden biriydi.
* Ohooo vizontele daha çok yanar oglum; sinemaya benzer mi? Ben en çok sinemayı severim, sinema başka bi'şey.
Kullanıcı avatarı

Konu yazarı
byKush
Yönetmen
Mesajlar: 1526
Kayıt: 27 Ağu 2024
Tepkiler puanı: 259
Şehir: Ankara
Ruh Hali:
İletişim:

Bitirmesi zor, Unutmak imkansız...

Okunmamış mesaj gönderen byKush »



İzlerken gözyaşlarımı tutmak için verdiğim mücadele tamamen boşa çıktı. Çağan Irmak, 12 Eylül darbesinin darmadağın ettiği bir ailenin, Ege’deki bir çiftlikte yeniden bir araya gelme çabasını ve babalar ile oğullar arasındaki o sessiz, kırgın ama derin bağı öyle içten işlemiş ki... Çetin Tekindor’un o efsanevi "Bana bir oda ver baba" sahnesi ve kulaklardan silinmeyen soundtrack’leri birleşince, insanın içindeki en hassas damara dokunuyor. Bir yandan Ege samimiyetiyle gülümsetirken, diğer yandan kuşak çatışmalarının, pişmanlıkların ve telafisi olmayan kayıpların yükünü omuzlarına bindiriyor. Yeşilçam ruhunu modern sinemayla bu kadar kusursuz harmanlayan, insanı hem ruhen temizleyen hem de boğazını düğüm düğüm eden başka bir film az bulunur; mendillerini hazırlayıp kesinlikle izlemelisin.
:pleur2:
* Ohooo vizontele daha çok yanar oglum; sinemaya benzer mi? Ben en çok sinemayı severim, sinema başka bi'şey.
Kullanıcı avatarı

Konu yazarı
byKush
Yönetmen
Mesajlar: 1526
Kayıt: 27 Ağu 2024
Tepkiler puanı: 259
Şehir: Ankara
Ruh Hali:
İletişim:

Bitirmesi zor, Unutmak imkansız...

Okunmamış mesaj gönderen byKush »



Basit bir boks/başarı hikayesi beklerken resmen kalbimden vuruldum. Clint Eastwood, hayatın tüm zorluklarına rağmen boksa sarılan Frankie ile azmiyle her şeyi tırnaklarıyla kazıyan Maggie’nin hikayesini öyle dingin ama bir o kadar da güçlü işliyor ki... Film ilk yarıda insanın içini umutla ve o muazzam baba-kız dinamiğinin sıcaklığıyla doldururken, ikinci yarıda öyle bir viraj dönüyor ki neye uğradığını şaşırıyorsun. Hilary Swank ve Morgan Freeman’ın oyunculukları zaten muazzam, ama asıl olay filmin başarıyı değil; sevginin, sadakatin ve etik dilemmaların en ağır yükünü omuzlarımıza yüklemesi. "Mo Cuishle" kelimesinin anlamını öğrendiğin o an ve finaldeki o çaresizlik duygusu uzun süre zihninden çıkmıyor; izledikten sonra etkisinden kurtulmak gerçekten zaman alıyor.
* Ohooo vizontele daha çok yanar oglum; sinemaya benzer mi? Ben en çok sinemayı severim, sinema başka bi'şey.
Cevapla