Bazen hayallerimde kadınlar yaratırım. Sevişirim o kadınlarla, öpüşürüm, koklaşırım... Ancak gerçek kadınlar, doğanın yarattığı, Allah'ın yarattığı kadınlar... Bütün tasarımlarımı aşar, beni hayretlere düşürür, beni hayran bırakır güzellikleriyle kendilerine. Ve hayal gücümün ne kadar sınırlı olduğu gerçeğiyle yüz yüze kalırım bir kez daha. Adria Arjona mesela. Celeste rolüyle Saldırı filminin kadrosuna katılmış. Güzelliğiyle yine büyülemiş herkesi (ya da en azından beni). Ancak film bir tuhaf. Su gibi geçiyor. 90 dakika nasıl geçiyor anlamıyoruz. "E, ne oldu şimdi?" derken buluyoruz kendimizi sinemanın çıkışında. Uzun bir dizinin ilk episodunu izlemişiz gibi bir etki bırakıyor film üzerimizde. Hikaye pek gelişmiyor bir türlü. Gerek Hanna Kammler gerekse Celeste karakterleri bir türlü derinlik kazanamıyor. Askerî bir tesisten kaçan üç süper asker Celeste ve küçük kızına dadanıyor nedense ve Celeste de bunları gebertiyor. Kusura bakmayın, spoiler vermiş gibi oldum ama, başkaca da bir sürprizi ya da hikâyesi yok filmin. Öyle çerezlik bir film gibi olmuş sanki. Neyse biz Adria'ya odaklanalım bari. En azından gözümüz, gönlümüz bayram etmiş olur. İçimize belki tatlı bir sıcaklık yayılır. Belki o zaman Allah'ın neleri yaratmaya muktedir olduğuna bir kez daha şahitlik olmuş oluruz.
